DOLAŞIM SİSTEMİ

DOLAŞIM SİSTEMİ

DOLAŞIM SİSTEMİ

Dolaşım sistemi (Kardiyovasküler sistem) maddelerin vücuttaki dolaşımı sağlayan organ sistemidir. Dolaşım sistemi aynı zamanda vücut sıcaklığını ve Ph’ı dengele­meye yardımcı olur. 2 tip dolaşım sistemi vardır. Açık ve kapalı dolaşımdır. Canlıların yapısı geliştikçe dolaşım sisteminin yapısı da gelişir.

Dolaşım sistemi vücudun, aldığı besin maddelerini, oksijeni ve kendi yaptığı hormonları gövdenin çeşitli kı-
sımlanna dağıtarak, metabolizma sırasında dokularda meydana gelen zararlı maddenin ise zararsız hale gelme­sini sağlar.

Dolaşım sistemi kalp ve onunla kapalı devre yapan damarlardan kurulmuştur.

Kalp bu sistemin pompasıdır. Damarlar pompanın attı­ğı kanı vücutta dolandıran borulardır. Kırmızı kan damar­ları yapısı ve fonksiyonları bakımından 3 kısımda incele­nir.

  • Atardamarlar
  • Toplardamarlar
  • Kılcal damarlar

Dolaşım sisteminin çalışması kalbin canlılık durumuna bağlıdır. Kalp göğsün ortasında ucu sola dönük olarak yer alır. Çizgili kaslardan meydana gelmesine rağmen irade­miz dışında çalışır. Kalbin çalışması bir biri ardına gelen sıkışıp -ufalma ( sistol) ve gevşeyip- genişleme (diostol) hareketleri ile olur. Kalbin hareketlerini kalbin iletim sis­temi denilen yapılar sağlar. Kendi içinde meydana gelen uyarıyla ritmik olarak çalışan tek organımız kalbimizdir. Kalbin özel sinir sistemi “sino-atrial düğüm”, “atriıventri- küler düğüm” ve “his demeti” denilen sinir liflerinden meydana gelir. Kalbin özel tembih sistemi otonom sinir sisteminin etkisi altındadır. Bu sistem “parasem patik” bölümden gelen uyarıları kalbin 1 dakika atım sayısını artırır. Kalbin normalde atım sayısı 60 ile 80 dakika ara­sındadır. Kalp atışı, genel olarak nabız oluğuna basarak veya kalbi dinleyerek sayılır. Bu sayı egzersiz sırasında veya heyecanlanma sırasında dakikada 200’e kadar çıka­bilir.

Kalbin normalden fazla atmasına “taşikardi”, normal­den az atmasına “bradikardi” denir.

Kalbin sıkıştığı an, yani kalpteki koroner dolaşım bo­zukluğuna bağlı olarak kalp kasının yetersiz oksijenlen- mesi sonucu beliren ağrılı durumdur. Bu durumda karın­cıklardaki kanı orta ve akciğer atardamarına attığı andır. Bu anda sol karıncıktaki temiz kan vücuda atılırken, sağ karıncıktaki kirli kan oksij enlenmek üzere akciğere gön­derilir.

ATARDAMARLAR: Kalbin pompalandığı kanı or­gan ve dokulara götüren kan damarlarıdır. Atar damarlar, bedende bir ağ kurarak kalp ve toplardamar sistemiyle birlikte kan dolaşımını sağlayan kalp damar aygıtını oluş­turur. Akciğer damarları haricinde bütün atardamarlarda rengi açık kırmızı kan bulunur. Atar damarın yapısı esnek ve kaslı borular olup genellikle yuvarlak ve kaim duvarlı olarak görünürler.

TOPLARDAMARLAR: Atar damarların bütün be­dene dağıttığı kanı kalbe geri götürmekle görevli damar­lardır. Genişlikleri atardamardan daha fazladır. Toplar­damar içerisinden kanın geri kaçmasını önleyen kapakçık­lar bulunur.

Vücutta toplanan kanı kalbe taşıyan bu damar Akciğer toplardamarları hariç kirli kan taşırlar. Toplardamarlarda dolanan kan, koyu kırmızı renktedir. Duvarları ise atar damar duvarından daha incedir.

KILCAL DAMARLAR: Vücuttaki en küçük kan damarlarına verilen isimdir.

İNSANDA DOLAŞIM SİSTEMİ

İnsan kalbi, yaşamı boyunca çalışır. Ancak ölünce du­rur. Kalp atışının 2 ya da 4 dakikadan uzun sürmesi, kalıcı beyin yıkımına yol açar. Kalbin kendi başına kan sağla­masına, sürekli çalışmasına bağlıdır. Birkaç dakikadan uzun süre kan kesilirse, kalp kası çok fazla zarar görür ve bir daha çalışmayacak biçimde durur.

Ankara masaj ve Hava tahliye sistemini temizlemek

Ankara masaj ve Hava tahliye sistemini temizlemek

“Kral” kalbe vücuttaki kan dolaşımı ile ilgili yardım eden ve diyafram nefesi aracılığı ile nabzı ve kan basıncını ayarlayan, akciğerler “başbakan” olarak bilinirler. Solunumu ve metaboliz­mayı hücrelere oksijen sağlayarak yönetmenin yanı sıra akciğer­ler, aynı zamanda Ankara masaj salonları karbondioksit ve diğer gaz formun­daki artıkların atılımım da sağlarlar. Akciğerlerin durumu cilde yansır: Lekeler ve diğer cilt problemleri genelde aksayan akci­ğer fonksiyonlarının işaretidir ve her iki akciğer ve bağırsaklar mukus ile tıkandığında toksik atıklar ciltten atılmaya çalışıldığı için daha da ileri problemler yaşanabilir.

Eğer kişi uzun bir süre içtikten sonra sigarayı bırakmışsa, vücut akciğer dokularını temizleyip onardığı için, Ankara masaj salonu prog­ramı genelde akciğerlerde ve bronşlarda aşırı bir balgam ifraza­tını tetikler. Bu sürece, balgamın çözülüp akciğerlerden ve bron- şiyal kanallardan atılımma yardımcı olacak bitkisel balgam söktürücüler kullanarak destek olunabilir. Öksürüğü kontrol altma almak ve boğaz ağrısını hafifletmek için “öksürük kesen” bitkiler ve akciğerler toksinleri, mikropları ve havayı kirleten maddeleri dışarı atarken mukoza zarında zaman zaman oluşa­bilecek yangıyı dindirmek amacıyla “yatıştırıcı” bitkiler, akci­ğerle ilgili formüllere eklenebilir.

Akciğerleri boşaltmak ve iyileştirmek için kullanılabilecek en güçlü iki bitki ciğerotu[1] ve pleurisy[2] köküdür. Dragon River Herbals, ciğerotu, pleurisy kökü, osha kökü[3], köpek otu[4] ve akciğerlere özel çekimi bulunan diğer başka bitkiler kullanılarak hazırlanan Breath of Life (Hayatın Nefesi) adında çok iyi bir bitkisel Ankara masaj formülü üretmektedir. Bu formül, akciğerleri arındırıp boşaltmanın ve bronşiyal kanalları açma­nın yanı sıra zayıf ciğerleri ve bronşiyal dokuları güçlendirir ve bozulan akciğer fonksiyonlarını onarır.

GÇT’de akciğerlerden balgamı atmak için lezzetli bir çay tarifi vardır. Taze zencefil ve kurutulmuş meyan kökünü 10 dakika kaynatıp suyu süzün ve tatlandırmak için bu suya biraz bal ekleyin. Bu karışım akciğerlerin açılmasına ve balgamın bronşlardan atılmasına yardım eder. Eğer Masaj Ankara sürecinde sürekli öksürüyorsanız, tahriş olan boğazınızı yatıştırmak, öksürüğünüzü kontrol altına almak ve hassas bronşiyal doku­larınızı mikrobik enfeksiyonlardan korumak için tentür for­munda arı reçinesi kullanabilirsiniz. 1 /2 çay kaşığı arı reçinesi tentürünü 60-75 mİ sıcak suyla karıştırdıktan sonra tatlandır­ması için biraz bal ekleyin ve boğazınızdan yavaşça süzülecek şekilde yudumlayın.

Detoks sürecinde akciğerleri ve bronşiyal sisteminizi temiz­lemenin, arındırmanın ve onarmanın en iyi yöntemlerinden biri de, Bölüm 2’de anlatıldığı gibi, geleneksel Tayland bitkisel buhar banyosudur. Tarifler ve Formüller bölümünde verilen tüm bitkisel buhar karışımları, akciğerleri temizlemeye, balgam ve pislikleri bronşiyal kanallardan atmaya ve solunumu kolay­laştırmaya yardım eder.

Eğer bir bitkisel buhar odasına ulaşamıyorsanız, evde benze­rini yapabilirsiniz. Büyük bir tencereye su koyup kaynatın ve ocağın üstünde bırakıp altını kısın. İçine tarçın, okaliptüs, karanane[5], kâfur[6] ve karanfil gibi rahatlatıcı, bronş genişleti­ci özellikleri olan aromatik otları veya yağları ekleyin ve başını­zın üzerine, buharın dışarı kaçmasını önleyecek şekilde büyük bir havlu aldıktan sonra tüten tencerenin üzerine eğilerek bu buharı soluyun. Detoks sürecinde olduğu kadar günlük yaşamı­nızda da akciğerlerinizi temizlemek ve bronşlarınızı açmak için kullanabileceğiniz bir yöntemdir.

[1]      Ciğer otu: Lat. Pulmonaria officinalis; sığır kuyruğu -çn.

[2]      Pleurisy: Lat. Asclepias tuberosa; ipekotugillerin Kuzey Amerika’da yetişen bu türünün parlak turuncu renkli çiçekleri vardır -çn.

[3]      Osha kökü: Lat. Ligusticum porterii -çn.

[4]      Köpek otu: Lat. Marrubium vulgare; karaısırgan, itsineği, karaderme, kukas otu, mayasıl otu -çn.

Korkularınla Başa Çık

Korkularınla Başa Çık:

  1. Ondan tamamen uzak durmaya çalış.
  2. Korkunun yok olacağım um. Sorun üzerine inançla git, karar ver ’’e uygula.
  3. Korkuların temelini keşfet. Çoğu gerçek olgulara dayanmaz. Korkuların %60’ı nedensizdir; hiçbir zaman geçmez, %20’si geçmi­şe dayanır, tamamen kontrol dışındadır, %10’u anlamsız şeylerdir, yaşama etki yapmazlar. % 10 ise yerinde bir korku olabilir. Korkuları doğuran duygularımızdır. Korkularımız, olmayan borcumuzun fai­zini ödemek gibidir. Korkularımızı bir araya getirip karar verdikten sonra, korkularımızı unutup ileri bakmalıyız.
  4. Panik Atak (Korku Kuşatması); algılanan tehlikeye karşı gös­terilen ani tepkidir. On üç bedensel ve bilişsel belirtiden en az dör­dünün eşlik ettiği yoğun korku ve rahatsızlık hissidir.

Karanlık odada yılanlarla birlikte olduğunu sanıyorsun. Odada aslında yılan yok ki! Bu panik, bu sanma neden?

Çarpıntı, terleme, titreme ya da sarsılma, nefes darlığı ya da bo­ğuluyor gibi olma, soluğun kesilmesi, göğüs ağrısı ya da göğüste sı­kıntı duyma, bulantı ya da karın ağrısı, baş dönmesi, sersemlik hissi, düşecekmiş ya da bayılacakmış gibi olma, dış dünya gerçekliğini kaybetmiş gibi hissetme, kontrolünü kaybedeceği ya da çıldıracağı korkusu, ölüm korkusu, uyuşma ve karıncalanma duygusu, üşüme, ürperme ve ateş basması; panik atağın belirtileridir.

Korku ve Organlara Etkileri

Baş: Yüksek tansiyon, aşırı soluk alıp verme. Beyne giden kanın azalması, baş dönmesi, sersemlik ve bayılma hissi.

Vücut: Terleme, şaşkınlık, çevreden kopma hissi. Huzursuzluk, kızma ve çıldırma, olay çıkarma, kapana kısılma korkusu.

Gözler: Titreme, seğirme, bulanık görme.

Ağız ve boğaz: Kuruma, yutma güçlüğü, boğaz kaslarının kasıl­ması, titrek ses.

Kalp: Atım hızı artması, kalp yerinden çıkacakmış hissi, göğüs ağrısı, sıkışma.

Solunum: Hızın artıp sığlaşması (derin soluk alınamıyor misa­li). Hava açlığı, boğulma.

Mide-bağırsak: Midede kelebeklerin uçuşması, düğümlenme, bulantı, kramp, ağrı, spazm, bağırsakta çağıltı sesi, ishal ve kabızlık.

Kaslar: Başta boyun olmak üzere, tüm kas gerginliği, araba di­reksiyonunu sıkı tutma, yumruk yapma, titreme, soğuma, uyuşma.

Belirtiler dakikalar içinde doruğa ulaşır. 10 dakika geçmeden zirve yapar ve birkaç saat sürebilir. Kendine güven yitirilir, benlik kaygısı azalır. Hatipse vereceği konferansı geri çevirir. İş gezilerini erteler. Toplum içine karışmaktan çekinir. Alışveriş yaparken belir­tilerden biri geçirilmişse oralara uğrayamaz.

Karışan Hastalıklar: Premenstrüel sendrom (kadınlarda âdet kanaması öncesi dönemdeki gerginlikler), hipoglisemi, kan şekeri düşmesi, depresyon, alkol bağımlılığı.

Ankara masaj salonları Sorunların engelleme rehberi

Ankara masaj salonları Sorunların engelleme rehberi

Kendinize yardım etmeye karar vermek için, sorununuzun ne olduğunu ve durumun ne kadar kötü olduğunu bilmeniz gerekir. Ankara masaj salonları önerileri uyguluyorsanız, bunu yapma­ya çoktan başlamışsınız demektir. Uyku bozukluğu, kaygı ya da panik yatkınlığından şikâyetçiyseniz, ikinci ve üçüncü bö­lümlerde önerilmiş olan kayıt günlüklerini tutuyorsunuz de­mektir. Eğer sorununuz geçmişteki mutsuz anıların etkisiyse, dördüncü bölümde sunulan önerileri kullanarak öfke ve piş­manlıklarınızla nasıl başa çıkacağınız konusunda çalışıyor olmalısınız. Eğer sorununuz olumsuz düşünce ve memnu­niyetsizlikse, beşinci bölümde uyum sağlamanızı engelleyen fikirleriniz ve sizi engelleyen inançlarınız konusunda bilgi edinmiş olmalısınız.

Ama, ya sizin sorununuz bu Ankara masaj salonları ‘nı okumadan ve verdiğim önerileri kullanmadan önce üzerinde çalışmış ve çözmüş ol­duğunuz bir sorunsa? Hal böyleyse, ilgili tanımlamaları şimdi yapmaya çalışabilirsiniz, fakat söylemeliyim ki bunu yapmak sorunla ilk kez ilgilendiğinizde olacağı kadar kolay olmaya­caktır.

Bu yüzden, bu Ankara masaj salonları’nı okumadan önce yaşanmış ve çözül­müş fakat şimdi yeniden ortaya çıkan bir sorununuz varsa, yapılacak en iyi şey sorunla ilk kez karşılaşıyor gibi hareket et­mek olur. İlgili bölümlere başvurup, sorununuzla ilk kez kar­şılaşmışsınız gibi ilgilenin.

Hastalarım defterlerine gerekli bilgileri yazarken, her so­runun tanımını yeni bir sayfaya yazıp, bunun karşısındaki say­fayı boş bırakırız. Son Ankara masaj salonları seansımız sırasında bu boş sayfalan, sorunu mümkün olduğunca açık ve anlaşılır bir şekilde özet­lemek için kullanırız.

Gelin bazı vakalardan örneklere bakalım:

Rose

Rose uyku bozukluğuyla ilgili şunlan yazdı:

Yatağa yattığımda uykuya dalmam 70 dakika sürüyor­du. Gecede dört ila sekiz defa uyanıyordum ve tekrar uy­kuya dalmam genellikle bir ila bir buçuk saat sürüyordu. Yatakta on-on bir saat geçiriyor olmama rağmen, bu süre içinde uykuda geçen ortalama vakit sadece 4 dakikaydı.

Helen

Helen kaygı sorununu şöyle tanımladı:

En kötü olduğum zamanlarda, aklımdan geçen her beş düşünceden dördü başkaları için ne yapmam gerektiğiy­le ilgiliydi. Bu endişeleri bir şekilde her an hissediyordum. Kaygı derecem neredeyse hiçbir zaman yüzde 40’ın altı­na inmediği gibi, genellikle yüzde 80 ve üzerinde seyret­ti. Yüzde 80 olduğunda, panik nöbetine kapılabileceğimi hissediyordum. Kaygı düzeyim hastalarımla ilgilenirken ya da çocuklarıma kitap okurken en düşük dereceye, uyu­mak üzere yatağa yattığımda ise en yüksek haline geli­yordu.

Martin

Martin olumsuz inançlarını tanımlarken şöyle yazdı:

Terapiye başladığımda 89 kiloydum. İnsanların beni yalnız yaşım ve kilomla yargılayacağını ve arkadaş ol­mak için uygun bulmayacağını düşünüyordum. Birkaç ki­şinin gerçek dostum olduğunu fark etmiş olmama rağmen buna inanıyordum. Ayrıca benden başka herkesin onu seven bir Ankara masaj salonları sevgilisi olduğuna inanıyordum.

Şöyle bir durup bir zamanlar her şeyin ne kadar kötü ol­duğuna baktığınızda, içinizden bazılarınız şimdiden kendini iyi hissedecek. Kendi yazmış olduğunuz özetlere baktığınızda işlerin geçmişte kötü ya da bundan çok daha kötü olmuş ol­duğunu hatırlayacaksınız, ama asıl hatırlamanız gereken, bu­na rağmen önemli gelişmeler kat etmiş olduğunuz. Bunu yine başarabilirsiniz hem de bu defa çok daha hızlı bir şekilde.

SHRED tekniğinde 6. hafta talimatları

SHRED tekniğinde 6. hafta talimatları

  • Programa başlamadan önce sabah tartılın ve kilonuzu kayde­din. Hafta boyunca tartılmayın. Bir daha, bir sonraki hafta aynı gün sabah tartılacaksınız. En başta yaptığınız şekilde tartılın. İlkinde çıplak tartıldıysanız, yine öyle yapın. Belli kıyafetler üzerl- nizdeyken tartıldıysanız, ikinci kez tartılırken aynı kıyafetleri giyin. Her defasında aynı tartıyı kullanın, farklı bir tartı kullanmayın; çünkü tartılar birkaç gram fark edebilir.
  • Her 3-4 saatte bir, aç olmasanız bile bir şeyler yemelisiniz. Açlığınız geçene kadar yiyin ama karnınızı tıka basa doyurmayın. Tavsiye edilenden daha az yemek istiyorsanız, daha az yiyin, bu daha iyi. Eğer öğün değiştirmek isterseniz, buna izniniz var, ama mümkün olduğunca nadir değişiklik yapmaya çalışın. Mesela,
  1. öğünde üstelenenlere 2. öğündekllerden daha kolay ulaşıyor­sanız yerlerini değiştirin. Günün öğünlerine önceden bakmanız, gelecek öğünleri en İyi şekilde hazırlamanıza yardımcı olur.
  • Yedi günün beşinde kardiovasküler egzersiz, bilinen adıyla kardlo yapmalısınız. O gün için yazılan talimatlara dikkat edin.

üstelenenden farklı günlerde egzersiz yapmanız gerekirse, yedi günlük süreçte beş gün kardio ağırlıklı fiziksel egzersiz yaptığınız sürece sorun yok.

Et yemiyorsanız, balık veya sebzelerle uygun değişiklikler yapın. Bu hafta shake ve smoothie’ler farklı kalori talimatlarıyla geliyor, dikkat edin. Satın aldığınız ürünlerde mümkünse İlave şeker içerenlerden kaçının.

Çorbanızı pişirirken veya satın alırken, o öğün için verilen özel talimatlara dikkat etmeye devam edin. Her gün birbirinden farklı olacağı İçin kalorileri kontrol edin. Sodyum (tuz) oranının yüksek olmamasına dikkat edin; bu etiketteki sodyum ya da NA+ satırın­da porsiyon/480 miligramdan fazla yazmaması anlamına gelir. Tuz olarak deniz tuzunu tercih edin, çünkü sodyum oranı düşüktür. Çorbalar, arzu edilirse, 2 adet tuzlu krakerle İçilebilir.

Sıvı yemekler ya 1 parça meyve ya da 1 porsiyon sebzeyle tüketilmelidir.

Bir öğünü yemeden önce 1 bardak su için, yemeği yerken bir bardak su daha için. Suyunuza limon sıkabilirsiniz ve arzu eder­seniz mineralli su içebilirsiniz.

Her gün 1 küçük fincan kahveye izin var. O çok kalorili süslü kahvelerden -latteler, frappuclnolar- uzak durun. Kahveniz 50 kaloriyi geçmesin.

Son öğününüzü yatmadan 90 dakika önce yiyin.

Arzu ederseniz yatmadan önce 100 kalorilik bir atıştırmalık yiyebilirsiniz.

Atıştırmalık tercihlerinizde akıllıca davranın. Cips, çörek ve tat­lılardan uzak durun; arada bir bunlardan yiyebilirsiniz ama sık sık yemeyin. Bu tür bir şeyler yemeniz gerekiyorsa, o gün için atıştırmalıklarınızdan sadece biri bunlardan olsun, diğer atıştır­malıklarınız için sağlıklı seçenekler tercih edin, istemiyorsanız günün mönüsündeki bütün yiyecekleri yemeniz gerekmiyor ama öğün atlamak yok, öğünleri İkiye katlamak yok ve öğün talimatlarını boyut ve hacim olarak aşmak yok.

Ketçap, mayonez, hardal gibi soslara izin var ama her öğünde bir çay kaşığını geçmeyecek. Aynı durum soya sosu için de geçerli. Baharatlar sınırsız.

 

 

  • Taze meyve hep tercih sebebiyken, konserve ve dondurulmuş meyvelere de izin var. Doğal halleriyle ambalajlandıklarından ve
  • 162 şeker içermediklerinden emin olun.
  • Konserve ve dondurulmuş sebzelere izin var. Lütfen sodyum içeriğine dikkat edin.
  • Her gün istediğiniz kadar su içebilirsiniz, işte içeceklerle ilgili birkaç talimat:Her gün 1 kutu diyet gazoz serbestHer gün bir şişe enerji içeceği serbest ama 60 kalorinin altındaAlkol olarak iki haftada bir 1 kokteyl ya da her hafta 3 light (diyet) bira ya da her hafta 3 kadeh şarap (kırmızı veya beyaz) serbest.öğünlerin ve atıştırmalıkların düzeni hem kasıtlıdır hem de önemlidir. Bazı günler, ödül olarak 4. atıştırma olacak, o yüzden her günün talimatlarını dikkatle takip edin.
  • Bu planın başarılı olması İçin zamanlama çok önemli. Başlangıçta zor gelebilir ama önceden planlayın ve elinizden gelenin en iyisini yapın. Öğün atlamanız tavsiye edilmez. Küçük bir porsiyon bile olsa, programa göre bir şeyler yiyin. Patlama boyunca örnek bir günün programı aşağıdaki tablodaki gibidir ama her bir gün için
  • tüketin
  • Aramalı sular serbest ama 60 kalorinin altında tüketin
  • Normal gazlı içecek yasak

Sessiz migren öyküsü

Sessiz migren öyküsü

Tedavi öncesi:

Benim yaşadığım otuz beş yıllık olay. Elli yaşındayım, ilk defa on beş yaşındayken oldu. Yazın denizdeydim, gözümün önünden zikzaklar geçmeye başladı, baktığım yeri göremedim.

Yıllardır gözümün önüne Ankara masaj salonu gelince bir garip oluyorum, içimde sıkıntılı bir korku hissi oluşuyor. Yaşadıklarımın en zoru bu his. Tüm bunlar insanı bitiriyor. Allah kimseye vermesin. Görmemdeki bozukluk yarım saat kadar sürüyor. Bir ara her yer karanlık oluyor. Atak toplam iki üç saat sürüyor. Bazen sol, bazen sağ kolum küçük parmağımdan başlayarak başparmağıma oradan da yukarıya doğru uyuşuyor. İlk zamanlarda zikzaklar bitince kelimeleri bulamadım, derdimi anlatamadım, peltek konuştum. Son dönemlerde konuşmam bozulmuyor.

Ortaokul-lise yıllarında iki üç ayda bir oluyordu. Askerdeyken olmadı. Masaj salonu Ankara ‘dan dönünce tekrar başladı. Bunları yaşamamak için elimden geleni yaptım. İlaçlar, akupunktur, botoks yaptırmak işe yaramadı. Son zamanlarda haftada bir geliyor. Baş ağrım yok ancak yaşadıklarım beni bitiriyor. Delirecek gibi oluyorum.”

Tedavi sonrası:

“Tedavi süresince ataklarım öncelikle azaldı. Yine korkutucu olmakla birlikte hem kısa sürüyor hem de masaj salonları Ankara derecesi biraz düştü. Dişlerimde çok fazla problem tespit edildi. Onları üniversite hastanesinde yaptırıyorum. Biraz zaman alıyor ama tedavilerim bitince bu yaşadıklarım da sona erecek biliyorum.”


Migren baş ağrısı ile özdeşleşmiştir. Baş ağrısı olmadan sadece migrenin diğer bulguları yaşandığında ‘sessiz migren tanımlaması yapılmaya başlan­mıştır. Sessiz migren baş ağrısız aura olarak da adlandırılabilir.

Sessiz migrende, özellikle auranın görsel bulguları belirgindir. Koku halüsi- nasyonları, uyuşmalar, karıncalanmalar, peltek konuşma, konuşma bozukluk­ları gibi diğer nörolojik şikâyetler de olabilir. Bulantı, kusma, ishal, iştahsızlık, bir şeyler yeme isteği, yorgunluk, idrara sık çıkma gibi fiziksel belirtiler de görülebilir. Kafa karışıklığı, sinirlilik hali gelişebilir.

Sessiz migrende çok ağır tablolar gelişebilse de çoğunlukla hafif aura bul­guları görülür. Gözde sintilasyon (ışıklı, zikzaklı, noktalı görme) bulguları ile gelip geçebilir. Baş ağrısı hiç yaşanmadığı gibi diğer bulgular da çok siliktir. Ama yaşattığı duygu hoş değildir.

Erişkin yaşımda yaşadığım sessiz migren ataklarımda çok ciddi bir sıkıntı, yaşamdan kopuş hali olurdu. On beş yirmi dakika kadar sürerdi. Sonra yavaş yavaş açılırdı. Aynı gün içinde sabırsız, sinirli olurdum. Gün bir an önce bitsin isterdim. Bana bir şey söylensin, sorulsun istemezdim. Kafam dağınık olurdu. İştahsız olurdum. Yemek kokusu, düşüncesi bile bulantımı artırırdı. Atak ön­cesi duymadığım kokuları daha keskin alırdım.

Aslında migrenimin her zamanki gibi baş ağrılı olmasını tercih ederdim çünkü o zaman ilacımı alırdım, bir süre sonra atağım geçerdi. Günün geri ka­lanını yaşayabilirdim. Bu şekilde aura yaşadığımda başım ağrımıyordu ama tüm günü kaybediyordum. Yaşadığım sıkıntı tarif edilemezdi. Yaşadıklarıma sessiz demek gerçekten zordu.

Sessiz migren adı gibi sessiz değildir.

Çocukluk çağı migreni öyküsü

Tedavi Öncesi:

Çocuk: “Başım ağrıyor. Sabah kalkıyorum, -alnını göstererek- buraları ağrıyor. Baş ağrım olursa erken uyanıyorum, olmazsa uyuyorum. Annem masaj yapıyor, sıcak banyo yaptırıyor, nane yağı koklatıyor. Bazen geçiyor, bazen geçmiyor. Ağrım çok artıyor, şiddetleniyor, kusuyorum. Okula gidemiyorum. Okulda başım ağrıyorsa dersi dinleyemiyorum. Eve geliyorum. Çok televizyon seyretsem, oyun oynasam, ders çalışsam hemen başım ağrıyor. Başım ağrırken ışığa dayanamıyorum.”

Annesi: “Oğlum 10 yaşında. 4 yaşından beri baş ağrıları var. 5 yaşına kadar hep kusuyordu. Bebekliğinde de hep ağlardı. Kolikli bebekti. Bazen morarıp bayılıyordu. Bayılmaları konuşmaya başlayınca geçti. Baş ağrıları bu yıl çok arttı. Geçtiğimiz ay belki her gün başı ağrıdı. Okulda başlıyor, eve geldiğinde halsiz oluyor. Hareket etmek istemiyor. Oyun oynarken başı ağrımaya başlarsa oyunu bırakıyor. Akşam ders çalışırsa başı ağrıyor. Çok ağrırsa kusuyor. Kusunca biraz rahatlıyor. Ağrı kesici içse de kusuyor. İlaçlar hiç fayda etmiyor. Geçen yıl iki gün ağrısı hiç kesintisiz sürdü. “Anne kurtar beni!” dedi. Hiçbir şey yapamadım. O sırada burnu da tıkalıydı. Bu yıl burnu tıkanıyor diye 4 kutu antibiyotik bitirdi. Sürekli burun açıcı kullanıyor. Bir aydır burnu tıkalı değil ama baş ağrıları çok fazla. Benim de küçükken başım ağrırdı. Teyzesinde de migren var. Hiçbirimiz böyle çekmedik. Geçen ay sekiz gün okula gidemedi. Baş ağrısından ders çalışamıyor ama dersleri yine de çok iyi.”

Tedavi sonrası:

“Doktor hanım önce oğlumla konuştu. Biraz gelip gideceksiniz bana alışınca tedaviye başlayacağım, iğne konusunda siz çocukla hiç konuşmayın, bana bırakın, dedi. Üçüncü gidişimizde çok az iğne yaptı. Ağrısı hemen azaldı. Sonraki seanstan sonra ağrısı kalmadı. Ağrısı olursa arayın dedi. 3 hafta sonra kısa bir atağı oldu, tekrar seans yapıldı. Bu kışı çok rahat geçirdik. Biliyoruz ki ağrısı olursa tekrar tedaviye gideceğiz.”


Çocuklarda baş ağrısı düşünüldüğünden daha fazladır. Çocuk başının ağrı­dığını söylüyorsa öncelikle bu durum bir sorun olarak kabul edilmelidir.

Çocukluk çağı migreni, erişkinlerdeki gibi tipik bulgularla seyretmeyebilir. Çocuklarda baş ağrısı çoğunlukla şiddetli değildir ya da hiç olmayabilir. Nadi­ren migren aurası görülebilir. Çoğunlukla anlatmazlar, eğer anlatırlarsa hayal dünyalarından uydurdukları sanılabilir. Bu nedenle çocuğun başının şiddetli ağrıyıp kusması (annesinde olduğu gibi) beklenmemelidir. Çocuklar ağrıları­nı ve yaşadıklarını tanımlamakta zorluk çektiklerinden migreni anlayabilmek için özellikle annenin dikkatli olması gerekir.

“Oğlum konuşmaya başladığından bu yana başım ağrıyor, diyor ama migreni yok. Özellikle kalabalık aile ortamlarında, ev gezmelerinde başım ağrıyor dediği için ilgimi istediğini düşünüyorum. Bazen basit bir ilaç veriyorum, hemen geçiyor. Bazen de ilaçsız uyuyunca kendiliğinden geçiyor. Hiç başım çok ağrıyor, demedi.”

Anne kendi migreni için geldiği görüşmede oğlunu sorduğumda yukarıda­ki ifadeleri kullandı. Oğlunun migreni olmadığını düşünüyordu. Oysa oğlun­da çok tipik çocukluk çağı migreni vardı.

Migrenli anneler çocuklarının hafif gibi görünen baş ağrılarını, kendi baş ağrılarının şiddeti ile karşılaştırdıkları için genellikle önemsemeyip çocuğun kendilerini taklit ettiğini düşünebilir. Bilinmelidir ki:

Çocuklar baş ağrısını ilgi çekmek için ya da mazeret olarak kullanmazlar.

Migrenli çocukları anlamak için onları iyi gözlemlemek gerekir. Migrenli çocuk bir gün nedensiz hastalanır, ertesi gün hiç hastalanmamış gibi hayatına devam eder. Oyun oynama, televizyon seyretme, bilgisayar gibi en sevdiği şey­leri yapmayı bırakıp odasına çekilir, durgunlaşır, halsizleşir, soluklaşırsa mig­ren akla gelmelidir. Çocuklarda baş ağrısı olmasa da sadece bulantı, kusma, karın ağrısı migren belirtisi olabilir.

Bu çocuklar genellikle sessiz, sakin, okulda başarılıdır. Araba tutması ve anne­lerinin migrenli olması çoğunluğunun ortak özelliğidir. Erişkinlerde olduğu gibi kalabalık, ışık, ses, koku gibi yoğun uyaranlar çocuklarda da migreni tetikleye-

 

bilir. Fazla aktivite (aşırı bilgisayar oynama, çok koşup terleme, özellikle güneşte çok kalma) migrenlerini başlatabilir. Migrenleri daha çok okula başlamalarıyla dikkat çeker. Hafta sonları ve yaz tatilinde sıklık azalır ama tam tersi de olabilir. Baş ağrısı, okula gitmemek için çocukların uydurdukları bir mazeret değildir.

Benim ailemde tüm aile bireylerinde Ankara masözleri olduğu için oğlumun da mig- renöz yapısı var. Yuvaya giderken “Anne çok gürültü yapıyorlar”diye yakınıyor­du. Yemek kokularından çok rahatsız oluyor, arabada konuşmamayı, uyumayı ve sakin durmayı tercih ediyordu. İlk defa yuvadaki yılsonu gösterisinde -gü­rültülü bir ortamdı- başım ağrıyor diyerek gösteriyi bırakıp sahneden indi. Hemen ortamdan uzaklaştırdım. Baş ağrısı devam etmedi.

Oğlum için okul çok sıkıcı bir yerdir. Okula giderken hep sıkıntı yaşar. Git­memek için şansını her sabah zorlar. Biraz hastayım, kendimi iyi hissetmiyo­rum, karnım ağrıyor gibi mazeretler uydurur ama hiçbir zaman baş ağrısını kullanmaz. Yıllar önce anaokulunda arkadaşları ile yaş gününü kutlayacaktı, çok mutlu ve heyecanlıydı. Sabah okula giderken anne başım ağrıyor, dedi. Ona yaş gününü öğleden sonra yapacağımız için eve dönebileceğimizi söyle­dim. O sabahı evde sakin geçirdi. Baş ağrısı devam etmedi.

Oğlumda olduğu gibi mutlu, heyecanlı olaylar da çocuklarda baş ağrısını başlatabilir. Çocuğunuz başının ağrıdığını söylüyorsa ona dinlenmesi ve gere­kiyorsa uyuması için zaman verin. Ağrılı zamanları ile örtüşen olayları yakala­maya ve mümkünse ortamdan uzaklaştırmaya çalışın.

Çocukluk çağı migreni her yaşta olabilir ama 12 yaşından sonra artar. Bir yaşında bile migren tanımlanmıştır ama çoğunlukla okulla birlikte dikkat çe­kici hale gelmektedir. Bu durum için çocukların daha fazla kendilerini ifade edebilmeye başlamalarının rolü olduğunu düşünüyorum.

“Kızımın migreni bir yaşındayken başladı. Atakları baş dönmesi ile başlıyor. Oyun oynarken aniden Anne başım çok dönüyor’ diyerek oynamayı bırakıyor. Ben de kötü olduğunu görebiliyorum. Çünkü solgunlaşıp bembeyaz oluyor. Sonra ‘Sıkıntı bastı, başım ağrıyor’ diyor. Işık, ses istemeden, halsiz düşüp yatıyor ve kusuyor. Ogün sadece su istiyor, ertesi gün normale dönüyor.”

“Ağrılarım anaokulunda başladı. Sekizinci sınıfta çok ağrımaya başladı. Hep aynı yer… Başımın sağ tarafı, alnım, gözümün üstü ağrıyor. Bilgisayar oyunu çok oynarsam -bir saati geçince- başım ağrımaya başlıyor. Ayda en az üç defa başım ağrıyor. Migrenim tutunca ışık, ses beni rahatsız ediyor. Karanlık bir odada yatmak istiyorum. Koku da çok rahatsız ediyor.


Bazen kusuyorum. Anaokulundayken serviste hep araba tutardı. Bulantım

olurdu, başım da ağrırdı. Şimdi de araba tutuyor ve başım ağrıyabiliyor.”

Erişkin yaştaki hastalarıma migrenlerinin ne zaman başladığını sorduğum­da “Lisede, üniversitede, üniversiteden sonra çalışma hayatıyla başladı”cevapla­rını alıyorum. Tekrar soruyu değiştirerek “Migren krizi gibi olması gerekmiyor, çocukken başınızın hiç ağrıdığını hatırlamıyor musunuz?”biçiminde soruyo­rum. “Evet, galiba ağrıyordu ama o zamanlar sinüzitim vardı, başım ondan ağ­rırdı”cevaplarını alıyorum.

Benim de okul öncesi -o zamanlar ne olduğunu anlayamadığımız- kusmalı migren ataklarım vardı. İlk ve ortaokulda iki üç defa başım ağrıyarak kustu­ğumu hatırlıyorum. Üniversitede başım arada ağrırdı. Doktorluğa başladığım ilk yıllarda tipik migren ataklarım başladı. Ben de migrenim 24 yaşmda başla­dı, diyebilirdim ancak hastalarıma sorarken fark ettim. İlkokuldayken bir yaz günü babam beni Muğla’ya hastaneye götürmüştü. Başım ağrıyor diye şakağımı gösterdiğimi ve sinüs filmi çekildiğini hatırlıyorum. 1970’lerde bu kadarı yapı­labiliyordu. Şimdi olsa MR filmi çekerlerdi. Okul öncesi kusmalı migren atak­larımın, ilk ve ortaokulda da devam ettiğini zaman içinde anladım. O zamanlar başım ağrıyor diye feryat etmediğim için migrenli olduğum anlaşılmamıştı.

Hastanm migren başlangıç yaşını öğrenmek önemlidir çünkü migrenin başlangıç dönemi doğru saptanırsa o döneme özgü bozucu alan da tanımlana­bilir. Çocuklarda baş ağrısı çok şiddetli olmadığı için sinüzit gibi yanlış tanı­lar konulması (aynı zamanda sinüziti de olabilir) hekimi yanıltmamalıdır. İyi öykü alınırsa bozucu alan hiyerarşisi doğru tanımlanır, tedavi planlamasında hiçbir nokta atlanmamış olur.

Okul öncesi ve ilkokul döneminde -özellikle basit ve auralı migrende- ton- sil (boğaz) bölgesi neredeyse tek bozucu alandır. Yaşanan az ya da çok farenjit, anjin, bademcik, boğaz iltihapları bozucu alanı oluşturur.

Çocuklarda migren tedavisinde nöral terapi öncelikli kullanılmalıdır. Yedi yaşından itibaren nöral terapi yapılabilir. Daha küçük çocuklara da nöral tera­pi yapılmasında sakınca yoktur ama çocuğun tedaviyi anlayıp kendi isteğiyle kabul etmesini tercih ediyorum. Aileler çocuklarının bir an önce iyileşmesi için çocuklarına iğneyi yaptırma konusunda baskı yapabiliyor. Bu durumda çocuğun görünürde olmasa bile korkusu başlıyor. Başlangıçta iğneyi devreye sokmadan birkaç görüşme yapıp çocuğun güvenini sağlamak daha uygun olur. Yavaş yavaş sabırla tedaviye geçilmelidir. Çocuklarda bir iki uygulamayla ton- sil (boğaz) bölgesi bozucu alanım düzelterek migreni tedavi edilebilir.

Kendi kendinizin ebeveyni olun

Kendi kendinizin ebeveyni olun

Yorgun olmanıza, hiçbir endişeniz olmamasına rağmen yi­ne de uykuya dalmakta güçlük çekenlerdenseniz, birazdan su­nacağım öneriler işinize yarayabilir.

İnzivaya çekilmek için hazırlanın. Kendinizi gerçekten ra­hat hissettiğiniz bir oda seçin. Rahat bir sandalye ve bir ma­saya ihtiyacınız olacak. Odanızda mutlaka bir battaniye ya da pike bulundurun ve eğer kolay üşüyen biriyseniz bir de rad­yatör edinin. Unutmayın, geceleri hava oldukça soğuyabili­yor, bu yüzden üzerinize gece sizi üşütmeyecek bir şeyler alın. Çok üşüyorsanız yanınıza sıcak su torbası da alabilirsiniz.

Masanın üzerine bir kalem ve bir defter koyun (böylece ikinci bir endişe defteriniz olacak) ya da isterseniz defterinizi günlük olarak da kullanabilirsiniz. İnziva köşenizde sevdiğiniz dergi ve kitaplar bulundurmayı unutmayın. Bunlar her zaman okumak isteyip de bir türlü firsat bulamadığınız kitap ve dergi­ler olursa daha iyi olur. Elinizdeki okumalar, bir şekilde ilginizi çekmeli ama sizi büsbütün canlandırıp uykudan uzaklaştırma- malı. Su ısıtıcınızı çalıştırıp, odaya bir fincan, bir kaşık, bir de sevdiğiniz bir bitki çayı ya da başka bir kafeinsiz içecek alın.

Bu odaya, inzivanızı daha huzurlu ve hoş kılacağını düşün­düğünüz başka şeyleri de koyabilirsiniz: bir radyo ya da ra­hatlatıcı bir müzik ya da sesli hikâye dinleyebileceğiniz bir kasetçalar ya da bir iPhone gibi. Yanınıza içinde rahatlatıcı yağ esansları olan bir kâse de koyabilirsiniz. Amaç, bu odayı mümkün olduğunca sıcak ve davetkâr kılmak; odanız rahatla­tıcı ve dinginleştirici olmalı. İhtiyaç duyup isteyebileceğiniz her şeyin yanınızda olduğundan emin olun ki, inziva köşenize çekildiğinizde sürekli dışan çıkmak zorunda kalmadan rahat­ça orada kalabilesiniz.

Rahadama alıştırmalarını yapmış olmanıza rağmen uyuya- madığınız gecelerde, yatağınızdan çıkıp inziva köşenize çe­kilin. Burada bulunmak, uzun süre yatağınızda mutsuz ve uyanık kalmaktan çok daha tercih edilir olacak, çünkü böy­lece yatağınızı ve yatak odanızı uykusuzlukla bağdaştırmaktan kaçınmış olacaksınız.

inziva köşenizdeyken, koltuğunuza ya da sandalyenize otu­run ve üşümemeye özen gösterin. Kendinize bir bitki çayı ve sıcak su torbası hazırlayın. Eğer yataktan kalktığınızdan beri sizi saran bir endişe varsa endişe defterinize not edin. Kitap ya da dergilerinizden birini okuyabilir, ya da radyo veya mü- zikçalar dinleyebilirsiniz. Uykunuz gelene kadar burada kalın ve yatak odanıza giderken, inziva köşenizde yaratmış olduğu­nuz gevşeklik ve dinginliği de beraberinizde götürdüğünüzü hayal edin. Tekrar yatağınıza döndüğünüzde, gözlerinizi ka­patın ve nefesinize odaklanın ya da kendinizi yaratmış oldu­ğunuz sıcaklık ve rahadık hissine bırakın.

Yarım saat sonra, hâlâ uyanıksanız (endişelenmeyin, unut­mayın, yanlış alışkanlıklar hemen ortadan kaybolmuyor), inziva köşenize geri dönüp uyku bastırana kadar yine orada kalın. Bu­nu ne kadar gerekiyorsa o kadar tekrarlayın ve kendinize gerçek­ten uyumaya ihtiyacınız olduğu zaman uyuyacağınızı hatırlatın.

inzivanızın işe yaraması, sizin tavır ve düşüncelerinizle doğru orantılıdır. Bunu bir ceza olarak düşünmeyin. Kendi­nize, gerçekten ihtiyacı olduğu zaman vücudunuzun uykuya geçeceğini ve uyumadığınız bu süreyi hoşça ve yapıcı bir şe­kilde geçirmek istediğinizi hatırlatın.

Aslında burada yaptığınız şey, kendi kendinizin ebeveynliği. Aklı başında ve sevecen bir ebeveyn, çocuğu uyuyamadığında tam olarak bu yolu izler. Aklı başında bir ebeveyn uyuyamayan çocuğuna asla bu yüzden bağırmaz ya da uyuyamamasının ne kadar kabul edilemez bir şey olduğunu söylemez. Aksine, ço­cuğu canlandırmayacak ama ilgisini çekip rahadatmaya yöne­lik aktiviteler bulur. Böylece çocuk rahadayıp uyuyabilir. İşte siz de kendinize aynı böyle yapıyor olacaksınız.

ilk gecelerde, yataktan kalkıp geri dönmelerin kendinizi daha yorgun hissetmenize neden olduğunu düşünebilirsiniz. Nitekim kendi kendinizi eleştirmediğiniz ve kendinize ra­hat ve güvenli bir ortam oluşturduğunuz için kısa süre sonra rahadamaya ve uyuyabilmeye başlayacaksınız. Sonunda, ge­celeyin uyandığınızda, sizi bekleyen rahat bir yerin varlığını bilmek bile sizi rahadatmaya yetecek ve yataktan çıkmanız ge­rekmeden tekrar uykuya dalabileceksiniz.

Ankara Masöz Medyasının Gücü

Ankara Masöz Medyasının Gücü

Gazeteler, dergiler, televizyon, radyo yayınlan ve reklamlar yani medya, çağımızda seçilmeden işbaşına geçen en güçlü yö­netim Ankara masaj ‘dan biri haline gelmiştir. Hatta, kimi zaman, en güçlü organ medya oluyor. Her yerde, her zaman etrafımı­zı çevreliyor. Araştırmalar, reklamlarda kullanılan marka sem­bollerinin ve logolann (mesela McDonald’s’ın san kavisleri ya da Coca-Cola logosu) dünya üzerindeki diğer bütün sembol­lerden çok daha tanınır olduğunu ortaya koyuyor. Ve ünlülerin hayatlarını kapı komşulanmızm hayatíanndan çok daha iyi bi­liyor ya da bildiğimizi sanıyoruz.

Medya tarafından bize sunulan bilgilerle ilgili en büyük sı­kıntı, bu bilgilerin gerçeklerden saptanıyor olmasıdır. Örne­ğin, 2001 yılında Doğu Aglia’da iki kız çocuğunun kaçırılıp öldürülmesinden sonra İngiltere’deki tüm ebeveynler kendi çocuklarının başına da aynı şeyin gelmesi ihtimalinden kork­maya ve kaygılanmaya başladılar. Bu çok doğaldı, çünkü bu korkunç olayı haber yapan bütün Masaj Ankara kaynaklarınndan an­cak birkaçı, bu tarz vakaların nadir olduğunu hatırlatır nite­likteydi. Aynı şekilde, uçak ve tren kazası haberleri geçici de olsa, insanların bu araçlan kullanmaktan kaçınmasına, kork­masına neden oluyor çünkü söz konusu haberlerde hiçbir za­man bu tür kazalara sık rastianmadığından bahsedilmiyor. Yaşanan birkaç kazaya odaklanmak, çoğu uçak yolculuğunun kazasız gerçekleştiği gerçeğinin unutulmasına sebep oluyor.

Medyanın hep kötü haberlere odaklanma nedenini an­lamak için, bu kurumun asıl amacının Ankara masaj salonları insanına dengeli bir görüntü sunmak olmadığını kendimize hatırlatmamız yeter­li olacaktır. Medyanın amacı satmaktır. Bu yüzden daha çok rastlanan ve daha az dikkat çekici olaylar nadiren sunulurken, tuhaf ve ürkütücü (bu yüzden de etkileyici olan) olaylar tüm detaylarıyla anlatılır. Önümüze konulan olayları kendi çerçe­velerinde değerlendirmediğimiz sürece dünya gözümüze son derece çarpık ve tehlikeli görünür. Ve tabii, bu da medyanın amaçlarından biridir. Bir tehlikeyle karşı karşıya olduğumu­zu düşündüğümüzde, bizi nelerin beklediği ve nasıl önlemler almamız gerektiği gibi daha fazla bilgiye ihtiyaç duyuyoruz. Medyadan olayla ilgili daha fazla detay ve güncelleme bekler hale geliyoruz. Medyanın kasalarını dolduran bu kısır döngü, kişisel güvenliğimize ya da özyetimize hiçbir katkı sağlamıyor.

Medyanın sunumuyla ilgili bir diğer sorunsa, ortaya ko­nulan bilginin büyük bir olayın küçük bir parçası olmasıdır ve bu durumun ardında herkesçe anlaşılabilir, basit neden­ler vardır. Hiçbir zaman yeterli zaman ya da yer yoktur ve Ankara masöz hikayesinin bütününün sunulması pratik sayılmaz. Bu yüzden bilgiyi alan taraf olan bizler, tek bir sahne görüp bütün bir fil­mi gördüğümüzü sanırız.

Bize sunulanlar adil bilgiler olsaydı, durum yine de bu ka­dar üzücü olmazdı. Ne yazık ki, böyle bir şey hiç olmuyor. Bu durum, ünlülerin hayatları söz konusu olduğunda en aleni halini alıyor. Fotoğrafları bile seçilmiş ya da üzerlerinde oy­nanmış oluyor; genellikle ikisi birden. Ortaya çıkan heyecan verici, harika görüntülere bakıp biz de öyle görünmek ve öyle yaşamak istiyoruz. Kıskanmaya başlıyor ve şimdiye kadar bi­ze son derece yeterli gelen şeylere karşı tatmin duygumuzu yitiriyoruz. Halbuki medya bize, ünlülerin bulundukları ye­

 

re gelmelerinde şans faktörünün ne kadar güçlü olduğuyla ya da bulundukları yerde kalmak için ne kadar çaba sarf ettik­leriyle ilgili hiçbir bilgi vermiyor. Bütün bunlara sahip olma­nın kolay olduğunu sanıyoruz. Sonra da yıldız, zengin ya da özendirildiğimiz şey her neyse o olamadığımızda, hayal kırık­lığına uğruyor, mutsuz oluyor ve yetersiz olduğumuzu düşü­nüyoruz.

Kendi kendine masaj

Kendi kendine masaj

Kendi kendine masaj basit, uygulaması kolay, herhangi bir yerde, herhangi bir zaman uygulanabilecek bir tekniktir ve vücut sıvılarının akıcılığını korumasına, dokulardan toksinlerin atılmasına ve detoks sırasında oluşabilecek minör ağrı ve acıla­rın giderilmesine yardımcı olur. Herkes uygulayabilir ve özel bir eğitim gerektirmez.

Kendi kendine masajı uygularken en iyi pozisyon bir sandal­ye veya tabureye oturup, omurganızı düz duruma getirip ayak tabanlarınızı yere yapıştırmaktır. Başlamadan önce avuç içleri­nizi yaklaşık 30 saniye süresince birbirine sürterseniz elleriniz hem ısınacak hem de enerji yüklenip polarizeleri artacaktır. Bu özellikle, enerji meridyenlerinin üzerindeki hayati noktalara uygulanırken, kendi kendine masajın sağaltıcı özelliklerini artı­rır. Avuçlarınızı tedavi sırasında 2-3 dakikada bir tekrar aynı şekilde şarj edin.

Akubası (acupressure)

Vücutta, detoks sırasında kendi kendine akubası uygulaya­rak uyarılabilecek birkaç ana enerji noktası vardır. Bunu uygu­larken mümkün olduğu kadar sakin kalmak önemlidir, çünkü enerji, fiziksel gerilim yüzünden “heyecanlı” olan dokuların içinden serbestçe akamaz. Ayrıca, bu esnada diyaframdan derin ve yavaş nefesler almak, kanın ve enerjinin sirkülasyonunu sağ­lar ve sinir sistemini, güçlendiren parasempatik konumda tutar.

Detoks sırasında uygulanacak kendi kendine akubası için en önemli dört nokta Şekil 2’de gösterilmiş ve aşağıda kısaca açık­lanmıştır:

Ho-gu (“uyum vadisi”) – Bu insan vücudundaki en önemli güç noktalarından biridir ve uyarılması tüm enerji sistemini canlandırır. En büyük bağırsak meridyeninin üzerindedir, başparmağı ile işaretparmağmm kökleri arasındaki perdede V şeklindeki çukurdadır. Başparmağınızla “vadiye” hassas nok­tayı bulana kadar derinlemesine bastırın, 10 saniye boyunca sıkıca bastırın, bırakın, yüzeyde daireler çizerek ovalayın ve iki veya üç kez tekrarlayın. Bu nokta kolonu uyarır, baş ve diş ağrı­larını geçirir, bitkinliği hafifletir ve solunumu geliştirir; tüm bunlar detoks sürecinde çok faydalıdır.

Tai-chung (“en büyük itici”) – Bu, eldeki “uyum vadisinin” ayaktaki karşılığıdır. Ayağın üstündeki karaciğer meridyeni boyunca yer alır, nokta ayak başparmağıyla yanındaki parma­ğın tendonlarmm arasındadır ve parmak aralığından yaklaşık 3 cm bileğe doğrudur. Başparmakla bu iki tendon arasındaki has­sas noktayı bulana kadar derinlemesine bastırın ve yukarıda

 

 

 

Şekil 2. Kendi kendine masaj terapisi uygulamasındaki dört hayati akubası noktası.

anlatılanları uygulayın. Bu, karaciğer meridyeni üzerindeki en güçlü noktadır ve bu noktaya uygulanan akubası tüm karaciğer fonksiyonlarını canlandırır, karaciğer detoksunu tetikler, sarılık ve diğer karaciğer hastalıklarının tedavisine yardımcı olur, tıka­nıklıklardan kaynaklanan baş ve diş ağrılarını, karaciğerdeki “ateşi” hafifletir ve aynı zamanda, akşamdan kalmışlık duru­munu da gidermeye yardım eder.

San-yin-jiao (“üçlü yin kesişmesi”) – Üç ana yin organının (karaciğer, böbrekler ve dalak) meridyenlerinin kesiştiği baldı­rın iç tarafında, ayak bileğinin dört parmak üstünde incik kemiğinin iç kenarındadır. Hem karaciğer, hem de böbrekler ana atılım organlarıdır ve bu noktaya uygulanan basınç ikisini de güçlü bir biçimde uyarır. Aynı zamanda cinsel enerjiyi de kontrol eder ve erkeklerde cinsel gücü artırırken, kadınlarda da
menstrüel periyodu düzenler. Detoks sürecinde canlılığınız azaldığında, enerjinizi artırmak için bu noktaya basınç uygula­yabilirsiniz.

Yung-chuarı (“kabaran yay”) – Bu, böbrek meridyenindeki en güçlü noktadır ve ayak parmaklarının kökünün ortasından 5 cm topuğa doğrudur. Buraya uygulanan basınç böbrek fonksiyon­larını harekete geçirir ve tüm sisteme enerji verir. Ayrıca yüksek tansiyon, anksiyete, uykusuzluk ve aritmi tedavisinde özellikle etkilidir. Buna ek olarak, bu nokta, vücutta canlılığı artıran ve tüm endokrin sistemini dengede tutan, böbreklere bağlı böbre­küstü bezlerini de harekete geçirir.

Ankara Masöz Sinir sisteminin diğer kolu

Ankara Masöz Sinir sisteminin diğer kolu:

bağışıklık sistemimizi yöne­ten, otomatik detoksu ve kendi kendini temizleme tepkilerini kontrol eden ve boşaltım fonksiyonlarını düzenleyen parasem­patik devredir. Aynı zamanda “dinlen ve gevşe” (D ve G) dev­resi olarak da bilinir, çünkü bu Ankara masaj sisteminin düzgün çalışması için tek yöntem vücudu ve zihni dinlendirmek ve gevşetmektir. Masaj Ankara vücudu, bu iki sinirsel tepkime halinin arasında oluşturu­lacak sağlıklı bir denge durumunda çalışmak üzere tasarlanmış­tır: Sistemin kendini iyileştirip tekrar dengeleyebilmesi için “U veya B” sempatik hareket devresinin yoğun aktivitesini, derin bir dinlenme ve fiziksel gevşeme içeren parasempatik “D ve G” iyileşme devresi izlemelidir.

Ancak, günümüzdeki modern şehir yaşantısındaki gibi Ankara masaj salonları sinir sistemimiz uzun süreli yoğun hareket durumunda kısılıp kalır­sa, bağışıklık sistemimiz atrofik[1] tepkiler verir, temizlenme ve boşaltım fonksiyonları bastırılır ve toksik atıklar vücudumuzda birikerek hastalıklar ve çürüme için uygun zemini oluşturmaya başlarlar. Yalnızca, sinir sistemimiz yenileyici parasempatik konuma geçerse, vücudumuz kendini nötrleştirir, toksinlerden arındırır, hazımsal atıklan işler ve vücuttan çıkartır ve uzun bir yaşam için gerekli olan, dengeli bir sağlık konumuna geri döner.

Günümüzde, hemen hemen Ankara masöz kendini, iyileştirici ve yenileyici parasempatik konumda çok az zaman harcayacak şekilde, otonom sinir sisteminin hiperaktif, yıpratıcı, aşırı kirli sempatik devresinde kısılıp kalmış hissetmektedir.

Çok çalışmak, sınırları zorlamak anlayışıyla modern yaşam tarzı uzun dinlenme ve gevşeme sürelerine izin vermemektedir. Aşırı çalışma, yemek içmeye aşırı düşkünlük, duyuların fazla uyarılması ve abartılı duygular üst üste geldiğinde, insanların sinir sisteminin hareket devreleri gündüz ve gece açık durmak­ta ve bu da, sürekli bir düşkünlük ve toksik yüklenmeye sebep olmaktadır. Bu durum zamanla, çoğu hastalığın ve bozulmamn sebebi olan kronik bir kan kirliliği yaratmaktadır. Dr. Tilden’in de belirttiği gibi, “birçok hastalığın ve zafiyetin sebebi kan zehirlenmesidir – zayıf düşmüş bir vücut ve zihin kan zehirlen­mesinin sebebidir”. Bu durumun tek çözümü vücuda ve zihne uzunca bir süre dinlenme ve gevşeme zamanı tanımak, dolayı­sıyla parasempatik sistemin enerji rezervlerini tekrar oluştur­masına, vücudun kendini doğal olarak temizlemesine ve bağı­şıklık sistemini normale döndürmesine izin vermektir.

Kan zehirlenmesinin doğasını daha yakından inceleyelim. Normal sağlıklı bir vücutta kan ve diğer vücut sıvılarının birço­ğu, deniz suyuna benzer şekilde hafif alkaliktir ve dokular ile hücreler de oksijenle beslenmiş olmalıdır. Dolayısıyla, alkaliklik ve oksijen, sağlıklı olmanın ve güçlü bir bağışıklık sisteminin şartlarıdır. Bakteriyel, virütik ve mantar kökenli enfeksiyonlar, oksijenle yeterince beslenmiş ve alkalik dokularda gelişemezler ve nerdeyse tüm mikroplar ile toksinler bu ortamda etkisiz hale gelirler. Ancak içsel kirlilik oranı vücudun kendini temizleme kapasitesinin üzerine çıktığında, alkaliklik ve oksijen düzeyleri aniden düşer, kan kirliliği durumu oluşur. Bu durum kendim iki şekilde belli eder: fazla asit (asidoz) ve yetersiz oksijen (hipoksi).

Asidoz ve hipoksi, bakterilerin, virüslerin, mantarlarm ve diğer mikropların vücudu istila edip üremesi için uygun zemin­dir. Vücudu enfekte eden mikropların neredeyse tamamı ana- erobiktir, yani toksik dokular gibi oksijensiz ortamlarda gelişir­ler. Louis Pasteur mikrop teorisini ortaya attığından beri, Batı tıbbı, her hastalığın hasta dokuların içinde bulunan, o hastalığa özel mikroplardan kaynaklandığı ve tedavinin, hastalığın semp­tomları ile ilgili olarak, o mikropların yok edilmesi şeklinde olması gerektiği yaklaşımına takılıp kaldı. Sonuç olarak, modern Batı ilaçları, mikroplara karşı insan vücudunu savaş alanı olarak kullanarak, gittikçe kızışan kimyasal bir savaş kampanyası yürütmektedir. Tamamıyla aynı dış şartlara maruz kalmalarına rağmen, bazı insanlar hastalanırken diğerlerinin hastalanma­ması göz önünde bulundurulduğunda, bu yaklaşım tamamen tutarsızdır. Mikrop kapan insanlarla kapmayanlar arasındaki ayrım, direnç farklarından kaynaklanmaktadır. Amerikalı Dok­tor Charles Mayo’nun belirttiği gibi, “mikroplardan korkuyo­ruz, çünkü onlarla ilgili bilgisiziz. Mikroplar dışarıdadır, kork­mamız gereken, azalan iç direncimizdir”.

 

[1]  Atrofi: Gıdasızlıktan zayıf düşmek -çn.

Ankara masaj salonlari | Ankara Masaj | Masaj Ankara | Ankara Masaj Salonu | Ankara Masaj Ilanlari | Ankara Masaj Tavsiye | Ankara Masz | Masaj Salonlari Ankara | Masaj | Masaj Salonu